2010 yılında Bilkent Üniversitesi’nde İç Mimarlık Bölümü’nde lisans eğitimimi, 2013 yılında ise Cranbrook Sanat Akademisi’nde Ürün Tasarım yüksek lisansımı tamamladım. Yüksek lisansım sürecinde çalışmalarımda, tasarımda insan etkileşiminin duygusal boyutlarına eğildim. Mezuniyetimin ardından Türkiye’ye döndüm ve bu konudaki çalışmalarıma devam etmek amacıyla 2014 yılında İstanbul’da kendi atölyemi kurdum.

Begüm Cana Özgür Röportaj

Tasarlayanlar 07.07.2019
Begüm Cana Özgür Röportaj

Merhaba Begüm Cânâ! Türkiye’de adından söz ettiren, üretken tasarımcı kadınlardan biri olarak tanıyoruz seni. Anadolu’nun çalışkan kadınlarıyla birlikte iş birliği hâlindesin sürekli. Güçlü desenlere, geçişlere ve renklere sahip bir çizgin var. Senden duymak istesek bize kendinden ve işlerinden bahsedebilir misin?

2010 yılında Bilkent Üniversitesi’nde İç Mimarlık Bölümü’nde lisans eğitimimi, 2013 yılında ise Cranbrook Sanat Akademisi’nde Ürün Tasarım yüksek lisansımı tamamladım. Yüksek lisansım sürecinde çalışmalarımda, tasarımda insan etkileşiminin duygusal boyutlarına eğildim. Mezuniyetimin ardından Türkiye’ye döndüm ve bu konudaki çalışmalarıma devam etmek amacıyla 2014 yılında İstanbul’da kendi atölyemi kurdum. Burada renk, doku ve desen üzerine yaptığım çalışmalarımı dokuma kültürümüz üzerinden yürütüyorum. Geleneksel dokuma kültürümüze çağdaş bir yaklaşım sunan kilim tasarımları çıkartıyor; bu tasarımları Anadolu’nun köylerinde dokuyan kadınlarla beraber çalışarak hayata geçiriyorum. Üretimini ve satışını kendi yürüttüğüm tasarım projelerinin yanısıra, yerli ve yabancı markalarla tasarımcı olarak işbirlikleri yürütüyorum.

 

Bir tasarımcı olarak insanların yaşamlarına dokunan, samimi ve belki de hikayesel bir yaklaşımın var diyebiliriz. Bu yaklaşımın tasarımlarını nasıl etkiliyor? Tekstil dokumalarında bu verileri nasıl kullanıyor ve tasarımlarınla birleştiriyorsun?

Bir tasarımcı olarak insanların yaşamlarına dokunan, samimi ve belki de hikayesel bir yaklaşımın var diyebiliriz. Bu yaklaşımın tasarımlarını nasıl etkiliyor? Tekstil dokumalarında bu verileri nasıl kullanıyor ve tasarımlarınla birleştiriyorsun? Bir tasarımcı olarak en önem verdiğim şey, tasarlanan ürünlerin kullanıcıyla duygusal bir bağ kurabilmesi. Bu bağ ürünün beraberinde getirdiği hikayeyle kurulabileceği gibi, renk, doku ve desen de bu bağı oluşturmakta kullandığım güçlü araçlar diyebilirim. Örneğin renk, optik özelliklerinin dışında, çok öznel bir konu. Aynı şekilde doku da bir insanın çevresiyle kurduğu iletişimin çok önemli bir kısmı. Biz insanlar çevremizi anlamlandırırken geçmişte edindiğimiz ve bilinçaltında biriktirdiğimiz deneyimleri çevremize yansıyor ve o şekilde algılıyoruz. Kullandığınız ürünün herhangi bir özelliği, geçmişteki deneyiminizde edindiğiniz pozitif veya negatif nasıl bir duyguyla bağdaşıyorsa, o ürünü bu duygudan bağımsız algılamanız mümkün değil. Tasarımlarımda renk, doku ve deseni işte bu duyguları aktive eden, duygularla deneyler yapabildiğim önemli araçlar olarak kullanıyorum.

 

Bilkent Üniversitesi’nde İç Mimarlık geçmişin var. Eminim farklı bir disiplin eğitiminin sana kattığı çok olumlu yönler vardır. Bu edindiğin disiplini şuanki tasarımlarına nasıl entegre ediyorsun?

Bence tasarımda disiplinler arası yaklaşım çok önemli. Farklı disiplinlerden beslenebilmek, çok boyutlu düşünmeyi beraberinde getirerek tasarım sürecini zenginleştiriyor. Tasarımınızı gerektiğinde bir mühendis gözüyle, gerektiğinde bir heykeltraş gözüyle değerlendirebilmelisiniz. Ben lisans eğitimimi İç Mimarlık Bölümü’nde tamamladım; ve burada edindiğim eğitim sonucu hiçbir çalışmamı mekandan bağımsız düşünemiyorum. Dokumayla tanıştığımda henüz halı-kilim tasarımları yapmayı düşünmüyordum; fakat süreç içinde ortaya çıkan numuneler, mekansal olarak konumlandırma eğilimimle beraber, kilim dokumaları olarak evrildiler.

Seni daha çok dokumalarınla tanıyoruz. Bunun dışında başka materyallerle çalışıyor musun?

Dokumayı farklı bir materyalle birleştirmek onu estetiksel olarak güçlendirmenin yanı sıra farklı işlevler katabilir. Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Dokumayı farklı materyallerle birleştirdiğim çalışmalarım da var. Her materyalin kaldırabileceği işlevler farklı. Her yeni malzeme keşfedilmeye açık yeni bir derya. Ben farklı malzemelerle deneyler yapmayı seviyorum. Fakat bunlar şu ana kadar bir tasarım egzersizinden öteye gitmedi. Üretilebilir ve satılabilir bir ürün ortaya koymak için, hem malzemeyi hem de üretim sürecini çok iyi tanımış olmanız gerekiyor. Konusunda uzman bir üretici firmayla çalışabildiğinde bu mümkün oluyor. Kendi atölyemde yaptığım denemelerse geliştirilmek için sırasını bekliyor.

Eski zanaat tekniklerini kullanarak, el yapımı dokumalarınla birçok başarıya imza attın. Tasarım ve zanaat arasındaki uçurum, teknolojinin de gelişmesiyle birlikte git gide açılıyor. Zaman unsuru bu noktada önemli bir kriter. Senin teknolojiye bakış açın nedir? Teknolojiyi tasarımlarının hangi noktasında kullanmanın gerekliliğine inanıyorsun?

Teknolojik gelişmelerin, yeni bilgisayar programlarının, hızlı prototipleme araçlarının tasarım sürecine büyük katkı sağladığı doğru; fakat makinalar ile çalıştığınızda, düşünceniz ve yapabilecekleriniz, o teknolojinin sunduklarıyla sınırlı. Yani bazı süreçleri hızlandırabildiği gibi, sizi kısır bir döngüye de sokabiliyor. Dolayısıyla bu gelişmeleri fayda sağlayacamız şekilde kullanırken, yaratıcılığımızı bunlarla kısıtlamamalıyız. Benim kendi sürecimde eller ile düşünmek, malzemeyle birebir oynamak, denemeler yapmak tasarım fikirlerini geliştirmem de daha etkili oluyor. Bu fikirleri uygulama aşamasında ise bilgisayar programları ve hızlı prototipleme araçlarından faydalanarak süreci hızlandırıyorum.

Teknolojinin gelişmesiyle tabii ki her şey çok hızlandı. Endüstriyelleşmeyle beraber daha ekonomik bir şekilde daha hızlı ürettik ve daha hızlı tükettik. Bu hızlı üretim ve tüketim çok kısa süre içinde dünyaya geri dönüşü olmayan bir zarar vererek insanlığın devamı üzerinde büyük bir tehdit oluşturdu ve oluşturmaya devam ediyor. Bunun önüne geçmenin tek yolu yavaşlamak. Daha yavaş yaşamalı, yavaş üretmeli ve yavaş tüketmeliyiz. Bunun dışında tasarım ve zanaat arasındaki uçurumun açılmasının tek nedenini teknoloji olarak görmüyorum. Asıl sorunun kültürel olarak dejenere olmamız ve kendi değerlerimize sahip çıkmayışımız olduğunu düşünüyorum. Kültürümüz bize hâs kılan. Herhangi bir şey, başkalarında olmayıp sadece siz de varsa, bu çok kıymetli bir şeydir. Ona sahip çıkmalısınız.

Teknoloji demişken 3D baskı yazıcıların hayatımıza girmesiyle birlikte birçok tekstil tasarımcıları geleneksel motiflerden beslenerek, üzerinde çalıştıkları yeni tekstil strüktürlerini yeni malzemelerle birleştiriyor ve yeni baskı tekniklerinden faydalanıyorlar. Daha çok deneme/yanılma olanağı veren bu teknoloji, estetiksel olarak farklı baskı teknikleri geliştirmeye de yardımcı oluyor. Senin bu konuda ki görüşün nedir?

3D baskı yazıcıları ile daha önce çalıştın mı veya çalışmak ister miydin? Bu hızlı prototipleme yöntemleri tasarım süreci için büyük bir özgürlük alanı açıyor. Her türlü fikri, korkmadan, hızlı bir şekilde deneyebiliyorsunuz. Tekstil projelerimde değil ama başka çalışmalarımda bu yöntemleri kullandım ben de. Tekstilde ise, modüler parçaların 3D basıldığı ve sonradan bir araya getirildiği projeleri biliyorum. Ben kişisel olarak doğal malzemelerle çalışmayı seviyorum. Son ürünün üzerindeki insancıl dokunuş beni mutlu ediyor.

Yakın zamanda bizim de takip ettiğimiz Atlas Harran Projesi’nde yer alan tasarımcılardan bir tanesiydin. Bize biraz projeden ve sürecinde bahsedebilir misin?

Atlas Harran, Harran Kaymakamlığı’nın, Harran’da yaşayan yerel kadınları ve Harran mülteci kampında yaşayan Suriyeli kadınları üretime dahil ederek, onlara ekonomik fayda sağlamayı hedefleyen bir sosyal sorumluluk projesi. In-between platformu yürütücülüğünde, 6 tasarım stüdyosu olarak ilhamını Harran’ın tarihi ve kültürel dokusundan alan ürünler tasarladık. Projenin üretiminde yer alan kadınların usta zanaatkârlar olmayışı bence tasarımcılar için en büyük zorluktu. Tasarladığımız ürünleri, deneyimi olmayan kadınların da üretebileceği üretim süreçleriyle beraber tasarladık. Harran’a seyahatlerimiz oldu; kadınlarla birebir çalışarak prototipleri çıkardık. Çok keyifli, duygusal, renkli bir süreçti. Tasarımın form ve fonksiyonun ötesinde sosyal konularla ilişkilendirerek de ele alınabileceğini anlatan güzel bir projeydi.

 

İlham dediğimiz kavramın çalışılarak ya da projeyi yeterince içselleştirerek kazanıldığı görüşüne sahibim. Senin için ilham nedir?

Bence ilham, beyninizde uçuşan birçok düşünce ve fikrin bir anda birbirine bağlanmasıyla ortaya çıkan, motive edici bir güçtür. Bir anda taşların yerine oturması gibi… Senin dediğin gibi, projeyi içselleştirerek bu bağlantıyı kurabileceğimiz gibi; bazen konuyla hiç alakası olmayan ufak bir tetikleyici de ilham oluşturabilir.

Yakın zamanda karşımıza çıkacağın yeni projeler için heyecanlıyız. Bize biraz ipucu verebilir misin?

Dokuma tasarımlarına devam ediyorum. Hem üretimini kendi üstlendiğim tasarımların, hem de diğer üretici firmalarla beraber yürüttüğüm çalışmalarım sürüyor. Dokuma ve tekstil konusunda hâla heyecanlıyım. ama diğer yandan başka malzemelerle de oynamaya başlayacağım bir döneme girdiğimi hissediyorum. Yeni malzemeler ve yeni üretim süreçleriyle tanışmak, amatör olmanın getirdiği merak ve heyecanla, bir sonuca varma kaygısı gütmeden oynamak istiyorum.

 

Son olarak üretmeyi seven tasarımcılara tavsiyelerin ne olurdu?

Ellerinizi işin içine koyun, bugüne kadar yapılmış olan yöntemleri deneyin, denerken bu yöntemleri kırın ve kendi yapma-düşünme biçimlerinizi geliştirin. Sonuca değil, sürece odaklanın. Eğlenmenize bakın ☺

Dijital Tasarım ve Üretimin Merkezi

Teknolojik, kolay, hızlı çözümler sunuyoruz.

MODEL YÜKLEYİN KEŞFEDİN